Demokratik/sivil haklar için mücadele şart

Tunus, Mısır, Yemen, ve şimdi de Libya'da olan halkların kendilerini ezerek ve sömürerek on yıllarca yıl yöneten dikta rejimlerine karşı başkaldırmalarını hayretle ve hayranlıkla izliyorum. Bir kere daha "insanların haklarını elde edebilmek için mücadele etmeleri gerektigi" tezini teyitler nitelikte bu olanlar.

Türkiye'de bu mücadele 1960 darbesine karşı yapılmalıydı diye bir yazı yazmıştım, 12 Eylül referandumundan önce (o yazı asağıda, ilgilenirsiniz belki diye). Ama o mücadele ancak yeni yeni son 7-8 senedir, AK Parti hükümeti öncülüğünde yapılıyor.

Lakin bizdeki Ulusalcılar Türkiye'nin daha Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gerçek demokrasiye geçtiği yavesini bize yutturmaya çalışıyorlar. Hatta ukelalıkta öyle ileri gidiyorlar ki bügün Arapların elde etmeye çalıştığı hakların ve özgürlüğün bize zamanında verildiğini söylüyorlar. Sanırım burada insanların dünya görüşlerinin nasıl birbirinden 180 derece farklı olabileceğinin iyi bir örnegi bu ama ben bunun izafi bir durum olduğuna inananlardan değilim. Yani bu işler büyük ölçüde nesnel işler. Türkiye'de şu zamana kadar olan dört darbe ve bir o kadar ki darbe girişimi, zamanında %50'den fazla oyla gelmiş bir hükümetin başbakanının ve iki bakanının darbe ertesinde acelece ve alçakça asılması, 17 bin faili meçhul cinayet, başörtülü kızlara yapılan zülüm vs. olayın iç yüzünü görmek isteyenler için yeterli.

Vel hasıl Türkiye'de ki rejimin Mısır'dakinden Libya'dakinden tek farkı bir aile yerine bir zümrenin ülkeyi yönetmesi, sömürmesiydi. Yok efendim Türkiye laikmiş. İyi de Mubarek'in Mısır'ı, Kaddafi'nin Libya'sı, Saddam'ın Iraqı da laik ülkeler. Şeriatle yönetilen ülkeler değil ki. Yine o ülkelerdeki gibi Türkiye'de de insanlar ekmek almak için sıra beklemiyorlar mıydı? Veya yine o ülkelerdeki gibi Türkiye'de de insanlar bir gün aniden hiç geri gelmemek üzere, ne olduğunu kimsenin bilmediği bir şekilde, ortadan kaybolmuyor muydu? Aynı şekilde o ülkelerdeki gibi insanlar ülkemizde Acil Servis önlerinde saatlerce beklemiyor muydu?

Türkiye AK Parti hükümeti sayesinde çok yol katetti, bunu görmemezlikten gelmek kanımca ferasetsizlik ve nankörlükten başka bir şey değil.

Dün nasıl Mısır sokaklarında özgürlük için sokağa dökülen insanların karşısına dikilen mevcut rejimden memnun ve devamını isteyen insanlar gördüysek, Türkiye'de de görüyoruz öyle insanları:

Ergenekon davsının bir entrika olduğuna, mevcut hükümetin Cumhuriyet'in en berbat hükümeti ve kötü ve gizli şeyler peşinde olduğuna inanmamızı bekliyorlar bizden.

"Aynı askeri vesayet rejiminin devamını istemekle (ülkede son yıllarda olan onca pozitif ve emsali görülmemiş değişikliğe rağmen) onun yarattığı ve çogumuzun bizzat bugün hala sonuçlarıyla yaşadığı rezilliği, sefaleti, açlığı ve göçü insanlar nasıl kendileri için canhıraş bir şekilde ister?" paradoksunun resmi adeta bunlar. Anlamak çok zor...

Türkiye'de son yıllarda olan degişiklikler şüphesiz bir çok olmazsa olmazın bir araya gelmesiyle gerçekleşebilecek bir sürecin sonuçları. Ben bu olmazsa olmazların en önemlisi olarak Erdoğan gibi bir liderin başımızda olmasını görüyorum.

Şunun farkındayım ki Erdoğan öyle kutupsal bir lider ki insanlar onun hakkında ya bir ülkenin başına ender gelebilecek yüce bir lider ya da çok hain ve kötü bir lider diye düşünüyor. Benim vicdanım bana hiç bir kuşku olmadan o'nun ancak ilk sıfata layık olduğunu söylüyor. Ve ben inanıyorum ki Erdoğan bundan on yıllarca yıl sonra milletimizin çoğu tarafından bu milletin başına geçmiş büyük liderler arasında anılacaktır.

*************************************************************************************
"Demokratik/sivil haklar için mücadele şart" başlıklı 12 Eylül 2010 referandumu öncesi yazdığım yazı:

Batı neden diğer kültürlere kıyasla, mesela Orta Doğu veya Çin, demokrasiye daha çabuk geçti?

Eminim bir çok katmanlı sebepleri vardır bu dönüşümün.

Fakat bu sebeplerden en önemlilerinden birinin haklarını elde etmek için kendilerini ezen zümrelere karşı cansiparane bir şekilde uğraşmaları ve/veya döğüşmeleri olduğunu düşünüyorum.

Al sana Fransız ihtilali, Amerikan bağımsızlık mücadelesi ve iç savaşı,  Gandi’nin Güney Afrika yönetimine ve ülkesinde İngilizlere karşı verdiği mücadele, Martin L. King'in ve zencilerin mücadelesi vs.

Bilhassa Müslüman halklar uzun süreden beri kendini yönetenlere baş eğmenin nerdeyse istisnasız “ulul-emr”e itaat etmenin bir gereği olduğuna inandırıldılar. Halbuki zulme karşı koymak ve hakkını aramak ta bir o kadar kutsal olan bir şey İslam’da.


Vel hasıl bizler haklarımızı aramak için gereken cesaret ve basireti gösteremedik.


Üç düzine düşük rütbeli subay yüzlerce genarali, binlerce subayı, onlarca seçkin yargıç ve üniversite profösörünü kısa bir sürede emekli ettiler.


Halkın yüksek oyuyla seçilmiş bir başbakanı ve iki bakanı astılar... Kısacası, ülkeyi işgal edip talan ettiler, kendi kıraç ideolojilerine uygun yapılandırdılar.


Halktan gık çıkmadı...


Habuki gasbedilen haklarını aramak ve korumak için--Gandi gibi, Martin L. King gibi--sokağa çıkıp zulme zamanında dur diyebilselerdi belki 27 Mayıs ülkemizin ilk ve tek darbesi olacaktı. Ülkemiz 50 sene geri kalmayacaktı.


Ama yapmadık…


Hakkımızı aramadık...


Uysal koyun kesildik...


Ne oldu? Korkunun ecele faydası oldu mu?


Bence olmadı...


On binlerce (çoğu gencecik) insanımız darbe düzeninin devamı için dalavere ve manipülasyonlarla çıkartılan/abartılan sağ- sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk iç çatışmalarında kurban verilmekten kurtarıldı mı?


Demokrasimiz sekteye uğradı…


Şimdi önümüze altın tepside bir “şans” sunuluyor: halkın iradesinin egemen olduğu gerçek bir cumhuriyet mi, yoksa 27 Mayıs darbesiyle kurulan vesayet ve sömürü düzenin devamını mı istiyoruz?


İroniktir ki içimizde bırakın kendi hakkı için uğraş vermeyi, hakkını almamak için
canhıraş bir şekilde uğraşanlar var.


Onlar gerçek demokrasiye geçiş için muazzam önemli bir adım olacak 12 Eylül 2010 Anayasa değişikligi paketine, elle tutulur hiç bir sebebi olmayan, yersiz varsayım, niyet okuma ve paranoyak vesveselerle “Hayır” demek için çırpınıyorlar.


Umarım 11 Eylül gecesi fikirlerini gözden geçirip, herkesin hesap vereceği ve daha demokratik bir ülke olma yolunda fevkalade kritik bu referandumda “Evet” diyerek, hepimizin ortak geleceğine ümit aşılama ve demokratik kardeşlik inşa etme adına üzerlerine düşen görevi yerine getirirler.


Serkan Zorba