Herkesin hesap verebildiği bir ülke

Bir kaç yıl önce Amerika’da haberleri izlerken bir Türk olarak ilginç bir şeye şahit oldum. Haber Pentagon’un verdiği bir basın toplantısı ile ilgiliydi. Basın toplantısında o zamanın Amerikan savunma bakanı Donald Rumsfeld ve genelkurmay başkanı konuşuyorlardı. İlginç nokta genelkurmay başkanının Rumsfeld’e “patronum” diye hitap etmesi ve Rumsfeld’in bir altı olarak davranmasıydı. Türkiye’den gelen biri olarak bu beni hakikaten çok şaşırtmıştı.

Türkiye’de büyük bir sorun var: demokrasi sorunu. İnsanımız artık kararını vermesi gerekiyor. Ne olduğu belli olmayan, kimin tarafindan kontrol edildigi bilinmeyen, tam da bu gizli yapısı gereği güçlü ülkeler tarafından manupile edilip yönetilmesi kolay olan, yeri geldiğinde yazar ve aydınları katleden, gerektiğinde savcı, general ve askerleri ortadan kaldırabilen, suni ekonomik krizlerle ülkenin yıllarını çalan ve insanımızı yoksulluğa ve çaresizliğe mahkum eden, gözü kara gizli bir örgüt ve çete tarafından koyun gibi mi güdülmek istiyor yoksa kontrolün gerçekten kendisinde olduğu, ülkesinde saydam olmayan, hesap vermeyen hiç bir kurumun kalmadığı ve bütün kurum ve kuruluşların neticede kendisine karşı sorumlu olduğu, yasaların kendi seçtiği temsilciler tarafından evrensel hukuk çerçevesinde kendi ihtiyaç ve istekleri göz önüne alınarak yapıldığı, gerçek anlamıyla demokratik bir ülkede mi yaşamak istiyor?

Şu son bir kaç yılda Türkiye’de olan olaylara bir göz atalım: yeraltından çıkan cephanelikler, insanın kanını donduran darbe planları, milleti tuzağa düşürme girişim ve planları vs vs. Bütün bu olup bitenlerin en acıklı yanı aslında nasıl da insanımızın aptal yerine konulurcasına oyuna getirildiğidir; Halkımızın son 60 yıldır nasıl dalaverelerle yönetildiği, nasıl 6-7 Eylül olaylarının, sağ-sol çatışmalarının, Alevi-Sunni kışkırtmalarının, binlerce faili meçhul cinayetin, PKK da dahil olmak üzere terör örgütlerinin kuruluşu veya kullanılışı, ve daha bir çok kritik olayların aslında planlı programlı olarak yapıldığıdır…Ülkemizde neredeyse periyodik olan bu olayların özünde sürekli darbeye-hazır bir ortam oluşturmak suretiyle Türkiye’yi askeri vesayetle yönetmeye devam etme isteği vardır. Böyle bir Türkiye kendi halkına asla ve kata yararlı olamaz, olamamıştır. Almanya ve Japonya İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir edildiği halde bugün (Amerika’nın yardımıyla da olsa) ekonomide birer dünya devi olmuşlardır... Bizim insanımızın son bir kaç on yıldır çektiği sıkıntılara bir bakın: hiç eksik olmayan iç çatışmalar, çürük ve hesap vermeyen politikacı, bürokrat ve işadamları, bütün bunların beraberinde getirdiği yoksulluk ve sefalet. 1970 ve 80’lerin Türk filmlerini izleyince filmlerdeki tema ve arkaplana bakarak o dönemlerde yoksulluğun hangi boyutlarda olduğunu bir kez daha gözleriyle görüyor insan.

Bugün bazı bürokrat, gazeteci, ve politakacılar arasında, Ergenekon soruşturması konusunda olsun, demokratikleşme çabaları hakkında olsun, kozmik oda aramaları etrafında olsun çok “kem-küm” eden var. İnsan bu insanlar neden kem-küm ediyor diye sormadan edemiyor. Bu kişilerin büyük bir kısmı demokratikleşme çabalarına canhıraş bir şekilde, her ne pahasına olursa olsun açık gizli karşı çıkıyorlar. Acaba bunun sebebi kendilerinin de o derin oluşumun direk bir parcası olmaları olmasın? Bütün bu çabaları çırpınışları rantlarını kaybetmekten ve deşifre edilmekten korktukları için olmasın? Bir de “yağcı” diyebileceğimiz zevat var ki bunlar bahsedilen çabalara karşi degiller belki fakat tuzları muhtemelen kuru olduğu için “yavaşlama” ve “yumuşama” dan bahsedip Türkiye’nin tarihinde görülmemiş demokratik reform çalısmalarını ister istemez yavaşlatıyorlar. Demokratikleşme konusunda belki Rubikon’u geçtiğimize inaniyorlar ama bence Türkiye gibi bir ülkede bu kadar emin olmamak lazım.

Şunun çok acık görülmesi gerekiyor: Türkiye’de yaşanan demokratikleşme ile ilgili sorunların ana kaynağı bana göre TSK’nın gerçek anlamıyla, ABD’de veya Batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sivil otoriteye hesap vermemesinden kaynaklanmaktadır. Ordu içindeki cuntaların varlığı, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ı takip etme olayı ile ortaya cıkan kozmik odayı aramada çıkartılan zorluklar ve yavaşlatmalar, hakim ve savcıların takip ve tehdit edilmeleri, bugün TSK’nın asli gorevini ifa etmekten ziyade, sürekli siyasete müdahale etmek suretiyle ülkeyi yönetme hevesi ve öteden beri gelen alışkanlığı ortada büyük bir sorun olduğunu göstermektedir. TSK’nin acilen reforme edilmesi gerekmektedir. Eğer bu ciddi sorunlar, kendilerini ve günü kurtarmaya çalişan veya askere bir şekilde yaranmaya çalışan devlet adamı ve politikacıları tarafından yavaşlatılır, sulandırılır, sümen altı edilirse korkarım Türkiye çok zaman ve enerji kaybedecektir.

Velhasıl, artık seçim yapma zamanımız geldi de geçiyor. Biz daha ne zaman Myanmar’a veya başka muz cumhuriyetlerine benzemekten kurtulacagız? Ne zaman askerimizi, doktorumuzla, mühendisimizle, ayakkabıcımızla, simitcimizle, bankacımızla, yazarımızla, işcimizle, öğretmenimizle, fırıncımızla, kısacası bu ülkeye hizmet eden herkesle eşit tutacağız? Bu orduyu yıpratmak anlamına niye gelsin? Bilakis gerçek demokratik bir ülkede ordu daha da güçlü olur. Neden? Çünkü ancak hesap verebilen bir yerde iyileştirme olur, gelişme olur. Bir yerde gizlilik var, şeffaflık yoksa sorun vardır, fiyasko vardır. İsrailli Harry J. Lipkin bir yazısında ilginç birşey anlatıyor. İsrail Suriye ile Altı-Gün savaşından kısa bir süre önce bir hava çatısmasına girer. Bu çatısmada hiç bir İsrail kaybı olmadan altı Suriye uçagı düşürülmüstür. Bütün bunlara rağmen Suriye televizyonu montaj bir foto ile alevler içinde yanarak düştüğü görülen bir İsrail uçagını gururla göstermiştir. Lipkin’in İsrail ordusu haberalma teşkilatı eski başkanlarından olan bir arkadaşı şöyle demiş: “Arapların yenilgilerini uydurma zaferlerle kapatmaları bizim için iyidir. Çünkü böyle uydurma zafer, yenilgiye sebebiyet veren sorun ve eksikliğin tesbit edilip giderilme ihtiyacının olmaması demektir.” Hesap verilmeyen bir yerde nasıl düzeltme ve iyileştirme olabilir? Eğer bu orduysa böyle bir ordu nasıl güçlü ve her türlü tehdide hazırlıklı olabilir? Dağlarca karakolu baskını, beşinci kez basılan Aktütün karakolu, Reşadiye katliamı, Iskenderun baskini…Siz bunların hesabının TSK’ya sorulduğunu görüp duydunuz mu?

Ordumuz tıpkı ABD ve Avrupa’da olduğu gibi halk tarafından seçilmiş sivillerin kontrolu altında olmalıdir. Genelkurmay başkanı, bırakın başbakanı, savunma bakanını “patronu” “amiri” olarak görmeli ve fiiliyatta da öyle davranmalıdır.

Bu günler Türkiye için cok kritik günler; vatandaşıyla, gazetecisiyle, savcisiyla, hakimiyle, hükümetiyle, ve aslinda en önemlisi askeriyle subayıyla tüm kanunsuz ve illegal suçların ve oluşumların üzerine gitmeliyiz ve onların deşifre edilmesi konusunda sonuna kadar kararlı olmalıyız. Eğer ülkemizde milletimize hesap vermeyen, saydam olmayan kurum ve kuruluşlar varsa onları reforme etmek hepimizin boynumuzun borcudur. Aksi halde biz üçüncü dünya ülkesi olmaya, suni ekonomik krizler geçirmeye, daha nice faili meçhul cinayetler görmeye, terör olayları ile boğusmaya, “sen benim kim olduğumu biliyor musun” çıkışlarıyla ayrıcalıklı birilerinin hesap vermediği bir ülkede yaşamaya devam ederiz. Unutmayalım ki herkesin–ama herkesin–hesap verebildiği şeffaf bir ülke o ülkenin her evladının yararına olacaktir. Bu hem rasyonalitenin hem de vicdanın gösterdiği yoldur.

Serkan Zorba