İslami Cemaatler-Tarikatlar ve Eleştirel Düşünme

İslami cemaatler tarihte önemli işlevler ve toplum hizmetleri görmüşlerdir. Ancak günümüzdeki tek-adam, tek otorite modeli ile yönetilen İslami cemaat/tarikat oluşumları hiyararşik ve üstten inmeci doğalarıyla eleştirel ve özgür düşünmenin büyük oranda sınırlandığı yapılanmalar olmaları hasebiyle İslam toplumlarının şu modern çağda ilerlemelerine mani olan önemli etkenlerden biridir.

Peki neden?

Bu mezkûr yapılar---ki bu yapıların bir çoğu külttür---yukarıda iddia edilen özellikleriyle İslami toplumların gerçek anlamda gelişip entelekilerini günümüzde İslami kimlikleriyle realize etmelerine önemli bir engel teşkil etmektedir. Müslüman Dünyası'nın son bir kaç yüzyildır içinde bulunduğu içler acısı durumun ana sebeplerinin başında bu akli ve fikri “eli kolu bağlanma,” “hız kesme,” ve “ket vurma” vardır.

Bilgi ve serbest düşünce çağı diyebileceğimiz bu çağda, en elzem ve en hayati iki dinamik serbest düşünme hürriyetinin bulunması ve serbest düşünce üretebilen belli bir kritik kütleye ulaşmış ve birbirinden bağımsız ve tarafsız olan akil insanlar topluluğunun var olmasıdır. Bu dinamikler tarihsel olarak bilim ve teknoloji devrimini de tetikleyerek günümüzün bilgi, enformasyon ve iletişim çağının kurulmasına vesile olmuşlardır.

Şimdi, bu bilgi, enformasyon, ve İnternet devrinde oldukça çok sayıda insanın akıllarını nerdeyse her konuda topluca tek bir şahsa, tek bir otoriteye, tek bir hocaya, tek bir şeyhe istisnasız endekslemeleri, beyin ve düşünce yetilerine---dolayısıyla serbest düşünme kapasitelerine---ipotek vurmalarından başka bir şey değildir. Bu da çağımızın medeniyetsel ana dinamiklerinden ikisinin de sınırlandırılması ve belki de olmaması demektir. Kanımca işte bu serbest düşünce eksikliği bu oluşumları İslam toplumları için uzun vadede zararlı kılmaktadır.

Bu can alıcı ve çok elzem nitelik Kur’an-ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 64. ayetinde Ehl-i Kitab’ın sürekli düştüğü bir hataya atfen bildirilen “Allah’tan başka bir tanrı edinmeyelim ve birbirimizi birbirimize efendiler yapmayalım” düsturunun da özüdür. Aynı ilahi düstur Tevbe suresinin 31. ayetinde şöyle dikkate sunulmaktadır: “Onlar Allah’ı  bırakıp bilginlerini ve rahiplerini efendiler edindiler.”

Bu ayetler bilginlerin ve din adamlarının illa “tanrı-ilah” edinildiğini söylemiyor; rabler-efendiler edinildiğini söylüyor ki bugün koyu dindar bir katolik’in önemli konularda Papa’dan sadır olan dünyevi veya ulvi görüş ve düsünceleri son söz olarak görmesi bu "efendi" edinmeye bir örnektir. Ancak bazı müslümanların kendi hocalarının ve şeyhlerinin dünyevi ve ulvi konulardaki beyanatlarını son söz addediyor olmaları da aynı davranıştır. İnsanları bu şekilde "efendi" edinme davranışı sömürülmeye, manipüle edilmeye ve hatta hüsrana sebebiyet vermektedir. Türkiye’de bilhassa bu konuda yakın tarihimizde ve günümüzde hiç de az olmayan örnekler mevcuttur.

Bir fert bir din adamını, alimi, bilgini, aydını, veya siyasetçiyi kendisine istisnasız bir önder yapıp, o şahsın her dediğini irdelemeden, kritik ve analitik düşünme eleğinden geçirmeden, başka alimlerin ve uzmanların görüşleriyle karşılaştırmadan---kısacası ödevini yapmadan---hak bilip uygularsa, bu Allah’ın yarattığı en önemli meleke olan---ve acizane kanımca, insanın Allah’in yeryüzündeki halifesi kılınmasının musebbibi---“aklı” gizlemek ve ona kilit vurmak olur ki bu da şirkin temelidir, özüdür…

Kuran’ın insanları düşünmeye teşvik için oldukça sık kullandığı “hiç düşünmez, akıl etmez misiniz?” retorik sorusu aklın ne derece önemli olduğunu göstermektedır. Aynı şekilde, İslamda alkolun yasak edilmesinin sebeplerinden biri de aklı ve mantığı bulanıklaştırmasından, askıya almasından kaynaklanmaktadır.  

Şirkin İslamda en büyük günah sayılmasının sebebi de acizane görüşüme göre işte budur. Şirk Allah’ın sınırsız iradesinin mikrokozmik bir yansıması olan cüz-i iradeyi zincirler ve sahibini bir makineye, robota dönüştürür.  Bu da insanın kendisini içinde bulduğu şu dünyada karşılaştığı en basitinden en zorlusuna kadar bütün soruların, sorunların ve ikilemlerin son tahlildeki çözüm kaynağı ve karar mercii olan akla kilit vurmaktır.

Bireylerin ve toplumların nasıl bir hayat sürdürdüklerini büyük oranda bu akıl kaynağının kullanımının niteliği belirler.  


Serkan Zorba